Sevgili okurlar, Totalkirtasiye ekibi olarak bugün “Kargaların sevmediği kokular nelerdir” konusunu sizlerle paylaşmaktan heyecan duyuyoruz.
Bahçenin Sessiz Savaşı ve Kokan Bir Umut
Kayseri’de sabahın erken saatleri hep biraz serttir. Hava ne kadar açık olursa olsun, insanın içine işleyen ince bir soğuk vardır. O sabah da öyle bir sabaha uyandım. Pencereyi açtığımda burnuma ilk gelen şey toprak kokusuydu. Yağmurun ardından kalan o ağır, nemli koku… ama onun hemen arkasında başka bir şey daha vardı: bahçeden gelen dağınık, rahatsız edici bir hava.
İçimde tuhaf bir huzursuzluk vardı. Sanki bir şey eksikti ya da bir şey fazlaydı.
Aşağı indiğimde bunu anladım.
Bahçenin köşesinde yine o siyah gölgeler dolaşıyordu. Kargalar.
Ve o an aklıma tek bir soru takıldı:
Kargaların sevmediği kokular nelerdir?
Bu soruyu neden düşündüğümü bile bilmiyordum. Belki yorgunluktan, belki de artık bu küçük bahçeyi koruma çabamın beni sessizce tüketmesinden.
Ama kesin olan bir şey vardı: İçimde hem bir öfke hem de garip bir çaresizlik büyüyordu.
Yıpranan Bahçe, Yıpranan Ben
Ben 25 yaşındayım. Kayseri’de yaşıyorum. Küçük bir ev, küçük bir bahçe, küçük umutlar…
Günlük tutarım. Her şeyi yazarım. Çünkü yazmazsam içimde büyüyor.
O bahçe benim için basit bir alan değil. Orası annemin emek verdiği, tavukların dolaştığı, sabah yumurtalarının toplandığı bir yerdi. Ama son zamanlarda bir şey değişmişti.
Yumurtalar eksiliyordu. Tavuklar huzursuzdu. Ve her sabah aynı siyah misafirler oradaydı.
Kargalar.
Onları suçlamak kolaydı ama aynı zamanda içimi rahatsız eden bir kolaylıktı bu. Çünkü emin değildim.
Bir gece defterime sadece şunu yazmıştım:
“Eğer bir şeyden emin değilsen, onu suçlamak en kolay kaçış oluyor.”
O cümle beni uzun süre rahatsız etti.
Ama yine de çözüm arıyordum. Çünkü içimde bir umut vardı: Belki bir koku, belki bir yöntem, belki küçük bir değişim her şeyi düzeltebilirdi.
İşte o yüzden tekrar sordum:
Kargaların sevmediği kokular nelerdir?
Kokuların Peşine Düşmek
İnsan çaresiz kaldığında en basit şeylere sarılıyor. Ben de öyle yaptım.
Bir sabah erken saatlerde markete gittim. Rafların arasında dolaşırken aklımda sadece bu vardı: kargaları uzak tutabilecek bir koku bulmak.
Sirkeli şişeler, sarımsaklar, naneli yağlar… Hepsine farklı gözle bakıyordum artık.
Kasaya giderken içimde garip bir heyecan vardı. Sanki küçük bir çözüm bulmuş gibi.
Ama aynı anda korkuyordum da. Ya işe yaramazsa? Ya bütün bu çaba sadece benim içimdeki kontrol etme isteğinin bir yansımasıysa?
O gün eve döndüğümde ilk denememi yaptım.
Bahçenin köşelerine sirke döktüm. Keskin kokusu havaya yayıldı. Burnum bile sızladı.
Bir süre bekledim.
Kargalar geldi.
Hiçbir şey değişmedi.
O an içimde küçük bir hayal kırıklığı oluştu. Ama aynı zamanda garip bir merak da vardı.
Demek ki bu kadar basit değildi.
Sirke, Sarımsak ve Boş Bekleyiş
Ertesi gün sarımsak denedim.
Ezdim, suyla karıştırdım, bahçeye püskürttüm. Keskin bir koku etrafı sardı. Hatta annem içeriden “ne yapıyorsun sen?” diye seslendi.
Ama ben cevap veremedim.
Çünkü içimdeki şey açıklanabilir değildi. Bir şeyleri düzeltmeye çalışıyordum ama neyi düzelttiğimi tam olarak bilmiyordum.
O gün de kargalar geldi.
Sadece biraz uzak durdular, o kadar.
Ama gitmediler.
İçimdeki umut yavaş yavaş yerini yorgunluğa bırakıyordu.
Defterime o gece şunu yazdım:
“Belki de bazı kokular onları uzaklaştırmıyor. Belki de ben sadece uzaklaştırmak istiyorum.”
O cümleyi yazarken kendime kızdım.
Ama yine de devam ettim.
Bahçede Sessiz Bir Gözlem
Bir gün bahçede daha uzun süre kaldım. Sadece izledim.
Kargalar yere iniyor, kısa kısa yürüyerek yiyecek arıyor, bazen birbirlerine bağırıyorlardı.
İçlerinden biri biraz daha farklıydı. Daha dikkatli, daha yavaş.
Onlara bakarken içimde tuhaf bir şey oluştu: Öfke değil sadece… anlamaya çalışma isteği.
Ama yine de aklımdaki soru geri geliyordu:
Kargaların sevmediği kokular nelerdir?
Sanki cevabı bulursam her şey çözülecekmiş gibi hissediyordum.
Ama çözülmüyordu.
Nane Kokusu ve Yanlış Beklentiler
Bunu da Okuyun: Kamer Suresi'ni okumanın faydaları nelerdir ?
Sonraki denemem nane yağıydı.
Bir pamuk parçasına damlattım, bahçenin köşelerine koydum.
Koku hafifti ama belirgindi. Ferah ama keskin.
Bir süre sonra kendimi izlemeye aldım.
Bekliyordum.
İçimde bir heyecan vardı. Bu sefer olacakmış gibi hissettim.
Ama kargalar yine geldi.
Sadece kısa bir an durdular. Sonra alıştılar.
O an içimde bir şey kırıldı.
Hayal kırıklığı ağır geldi. Çünkü aslında sadece kargalarla değil, kendi beklentilerimle de mücadele ediyordum.
Defterime yazarken elim titriyordu:
“Belki de kokular onları uzaklaştırmıyor. Belki de ben sadece bir şeylerin kolay olmasını istiyorum.”
Komşunun Söylediği Cümle
Bir akşam komşumuz geldi. Bahçeye baktı, kargaları gördü ve basit bir şey söyledi:
“Bunlar akıllı hayvanlar. Kokuya hemen gitmezler. Alışırlar.”
Bu cümle basitti ama içime oturdu.
Çünkü doğruydu.
Ben ise her şeyi bir kokuyla çözebileceğimi sanmıştım.
O an biraz utandım. Ama aynı zamanda rahatladım da.
Çünkü sorun sandığım kadar basit değildi. Ve bu, beni garip şekilde özgürleştirdi.
Gerçeklerle Yüzleşmek
Günler geçtikçe bahçede daha az şey denedim.
Sirke şişeleri bir köşeye kaldırıldı. Sarımsak kokusu kayboldu. Nane yağı unutuldu.
Ama kargalar gitmedi.
Sadece varlıklarıyla oradaydılar.
Ve ben onları artık daha farklı görüyordum.
Sadece bir “problem” değillerdi.
Bir parça doğa, bir parça alışkanlık, bir parça da kendi içimdeki kontrol isteğinin yansımasıydılar.
Yine de içimdeki soru tamamen kaybolmadı:
Kargaların sevmediği kokular nelerdir?
Ama artık bu sorunun cevabını bulmak bir çözüm gibi görünmüyordu.
Yağmurlu Bir Sabahın Öğrettikleri
Bir sabah yağmur başladı.
Hafif, ince, sürekli.
Bahçeye çıktım. Toprak kokusu her şeyi bastırıyordu.
Kargalar yine geldi.
Ama bu kez hiçbir şey yapmadım.
Sadece izledim.
Sirke yoktu. Sarımsak yoktu. Nane yoktu.
Sadece ben vardım ve onlar.
Ve o an garip bir şey oldu.
Kargalar yumurtalara değil, su birikintilerine yöneldi. Oynar gibi suya dokundular.
O an içimdeki öfke azaldı.
Yerine yorgun bir kabulleniş geldi.
Sonunda Değişen Şey
Defterime uzun süre hiçbir şey yazmadım.
Çünkü artık çözmeye çalışmıyordum.
Sadece gözlemliyordum.
Kokuların, yöntemlerin, denemelerin bir sınırı vardı.
Ama insanın içindeki beklentiler çok daha derindi.
Bir gece sonunda şunu yazdım:
“Belki de bazı canlıları uzaklaştırmak değil, onları anlamaya çalışmak daha gerçek bir başlangıçtır.”
O cümle bana ağır gelmedi.
Aksine hafiflik verdi.
Bahçeye Son Bakış
Bugün bahçeye baktığımda kargaları hâlâ görüyorum.
Ama artık onlar bir sorun değil.
Bir soru da değil.
Sadece oradalar.
Ve ben artık şunu biliyorum:
Kargaların sevmediği kokular nelerdir?
Belki keskin olanlar, belki güçlü olanlar…
Ama asıl mesele o değil.
Asıl mesele, benim neyi değiştirmeye çalıştığım ve neden bu kadar çok kontrol etmek istediğim.
Bazen cevap kokularda değil, insanın kendi içinde saklanıyor.