İçeriğe geç

Kazakça Türkçeye benzer mi ?

Kazakistan’da Türkçe konuşuluyor mu? Gerçekler, yanlış hayaller ve İzmir kafası

İzmir’de sabah kahvesini alıp denize karşı oturduğumda aklıma gelen sorular genelde “bugün ne yesem?” ile “hayat neden bu kadar pahalı?” arasında gidip geliyor. Ama bazen beynim, nedense, coğrafi sıçramalar yapıyor. Mesela geçen gün, hiçbir mantıklı sebep yokken şunu düşündüm: Kazakistan’da Türkçe konuşuluyor mu?

Bunu düşünürken kendimi bir anda Kordon’da değil de Almatı’da bir pazarda hayal ettim. Elimde poşet, karşımdaki tezgâhtar bana bakıyor, ben de içimden “tamam, Türkçe konuşuruz ya sıkıntı yok” diye özgüven patlaması yaşıyorum. Sonra gerçekçilik filtrem devreye giriyor: “Kardeşim, orası İzmir Alsancak değil…”

İzmir’den Kazakistan’a zihinsel teleport

İzmir’de büyüyen biri için dünya genelde şöyle çalışır: İnsanlar ya Türkçe konuşur ya da “biraz İngilizce kırarız hallederiz” modu açılır. Ama Kazakistan konusu açılınca işler değişiyor. Çünkü orada sahne biraz daha çok katmanlı.

İç sesim hemen devreye giriyor:

— “Tamam, Türkçe konuşuluyor mu Kazakistan’da?”

— “Evet konuşuluyor… ama herkes değil.”

— “Peki ben gidince markette ‘abi bu domates kaç para’ diyince anlaşılır mıyım?”

— “Muhtemelen… ama önce hangi dilde yaşadığını çözmen lazım.”

İşte benim problemim burada başlıyor. Ben her ülkeyi Ege şivesiyle çözebileceğimi sanıyorum. Sanki dünya haritası açılıyor ve her yere “biraz Türkçe, biraz el kol” ile giriş yapılabiliyor.

Dil meselesi: Türkçe, Kazakça ve aradaki ince buz tabakası

Kazakistan’da durum aslında oldukça ilginç. Türkçe ve Kazakça aynı dil ailesinden geliyor, yani uzaktan akraba gibiler. Hani düğünde görüp “aa bu bizim dayının oğlu değil mi?” dediğin ama tam emin olamadığın tipler var ya, aynen öyle.

Bazı kelimeler kulağa tanıdık geliyor:

“su”, “ata”, “ana” gibi şeyler insanın içinde yanlış bir güven hissi yaratıyor.

Benim gibi biri hemen şunu düşünüyor:

— “Tamam, %70 anlarım ben bunu.”

Ama gerçek hayat öyle işlemiyor. Çünkü sahneye Rusça da giriyor. Ve Rusça girince benim beyin kısa devre yapıyor. Sanki üç farklı uygulama aynı anda açılmış ve telefon kasıyor.

Yanlış özgüven sendromu

Benim Kazakistan hayalim şöyle:

Market sahnesi:

— Ben: “Merhaba, su var mı?”

— Kasiyer: (gülümser) “Evet tabii, buyurun”

— Hayat: kolay

Gerçekçi versiyon:

— Ben: “Su…?”

— Kasiyer: (Kazakça + Rusça karışık bir şeyler söylüyor)

— Ben: “Evet… aynen… su… evet…”

Ve sonra ben, sadece su alırken iç dünyamda Nobel dil ödülüne aday oluyorum.

Kazakistan’da Türkçe konuşuluyor mu? Günlük hayat sahneleri

Bu sorunun cevabı aslında “evet ama kontrollü evet”. Yani Türkiye’deki gibi rahat bir Türkçe akışı beklemek biraz hayalcilik olabilir. Ama tamamen yabancı da değilsin.

Bunu en iyi günlük hayal sahnelerinde anlıyorsun.

Taksi sahnesi: Evrensel iletişim çabası

Taksiye biniyorum (hayal bu tabii, şimdilik İzmir’de 502 ESHOT’a binmeye devam). Şoför bana bakıyor, ben ona bakıyorum.

Ben:

— “Merhaba…”

Şoför:

— (sessizlik)

Ben iç ses:

— “Tamam, burada ‘merhaba’ evrensel değilmiş demek ki…”

Sonra telefon çıkar, harita açılır, işaret dili başlar. Dünya birleşir ama Türkçe biraz kenarda bekler.

İşte burada fark ediyorsun ki Kazakistan’da Türkçe konuşuluyor mu sorusu sadece dil değil, aynı zamanda iletişim stratejisi sorusu.

Market sahnesi: Evrensel poşet dili

Market en güzel test alanı.

Ben:

— “Ekmek…”

— (ekmeği gösteririm)

— “Şu…”

Kasiyer:

— Bir şey der (muhtemelen doğru söylüyor)

Ben:

— “Evet… aynen…”

Burada Türkçe konuşuluyor mu? Evet, ama sadece benim iç monoloğumda.

Benim zihinsel Kazakistan maceram

Bazen otobüste giderken düşünüyorum: “Ben Kazakistan’a gitsem ne olur?”

Kafamda hemen film başlıyor.

İç ses: Fazla düşünen İzmirli

— “Orada insanlar Türkçe anlar mı?”

— “Anlamazsa İngilizce denersin.”

— “İngilizce de olmazsa?”

— “El kol… evrensel paket.”

Sonra bir anda kendimi şöyle bir sahnede hayal ediyorum: Kazakistan’da bir çayhane, ben çay istiyorum ama dünya dili olarak sadece mimikler kullanıyorum. Garson bana bakıyor, ben çayı işaret ediyorum, o da anlıyor.

Ve ben içimden:

— “Bak gördün mü? İnsanlık birleşti.”

Ama gerçek şu: İnsanlık birleşmedi, sadece çay geldi.

Kültürel yakınlık: Akrabalık hissi ama uzak kuzen modu

Türk dünyası meselesi Kazakistan’da daha da belirgin. Bazı kelimeler, bazı yüz ifadeleri, bazı davranışlar insana “ben bunu tanıyorum” hissi veriyor.

Ama işin içine günlük dil girince, o tanıdıklık biraz buğulanıyor.

Ben bunu şuna benzetiyorum:

Birini çocukken görüyorsun, sonra 15 yıl sonra karşılaşıyorsun ve diyorsun ki:

— “Seni tanıyorum ama nereden?”

İşte Türkçe ve Kazakça ilişkisi biraz böyle.

Gençler ve Türkçe etkisi

Gençlerde ise durum daha farklı. Özellikle internet sayesinde Türk dizileri, müzikler ve sosyal medya içerikleri bazı kelimeleri görünür hale getiriyor.

Ama yine de tam bir “Türkçe konuşma ortamı” beklemek doğru değil.

Benim kafamda şu sahne var:

Bir grup genç, telefonlarda aynı videoya gülüyor.

Dil karışık.

Ama kahkaha evrensel.

İşte burada Türkçe, tamamen konuşulmasa bile hissediliyor gibi.

Kendi kendime kurduğum absürt senaryolar

İtiraf ediyorum: Ben bazen ülke değiştirme hayalini fazla abartıyorum.

Kazakistan’a gittiğimi düşünüyorum, sonra şöyle diyaloglar yazıyorum kafamda:

Ben:

— “Abi Türkçe konuşuyor musunuz?”

Rastgele biri:

— “Biraz…”

Ben:

— “Tamamdır, hayat çözüldü.”

Sonra gerçek dünya beni dürtüyor:

— “Kardeşim, öyle kolay değil.”

Ama insan yine de denemek istiyor. Çünkü Türkçe bir köprü gibi geliyor. Her yere uzanabilecekmiş gibi.

Dil değil, niyet meselesi

Aslında mesele sadece Kazakistan’da Türkçe konuşuluyor mu sorusu değil. Mesele, insanlar birbirini anlamak için ne kadar çabalıyor.

Çünkü bazen aynı dili konuşsan bile anlaşamazsın. Bazen de hiç ortak dil yokken bir şekilde yol bulunur.

Ben bunu İzmir’de bile yaşıyorum. Bakkala gidiyorum, “poşet lazım mı?” sorusunu bazen ilk seferde anlamıyorum. O yüzden mesele sadece ülke değil, insan modu.

Son düşünceler ama aslında düşünce yok, sadece devam eden kafa akışı

Kazakistan’a dair bu Türkçe meselesi aslında biraz beklentiyle gerçeklik arasında gidip geliyor. Bir yanım “tabii ki anlaşılır” diyor, diğer yanım “o kadar da değil” diye dürtüyor.

Ama işin güzel tarafı şu: Oraya gitsen bile tamamen yabancı hissetmiyorsun. Bir yerlerde tanıdık bir ses, bir kelime, bir gülüş mutlaka çıkıyor.

Ve belki de en önemlisi bu: Her şeyi kelimeler çözmüyor. Bazen sadece bakışlar, jestler ve biraz sabır yetiyor.

Ben yine de iç sesimi susturamıyorum:

— “Tamam, bir gün gidersem ilk işim ‘su’ kelimesini test etmek olacak.”

— “Eğer anlaşılırsa?”

— “O zaman dünya benimdir.”

Sonra İzmir’e dönüp simit yerken şunu düşünüyorum: Belki de mesele Kazakistan’da Türkçe konuşulup konuşulmaması değil… benim her şeyi Türkçe çözeceğime dair bitmeyen inancım.

“Kazakça Türkçeye benzer mi” konusunda merak ettiklerinizi bu yazımızda ele almaya çalıştık. Totalkirtasiye okurları için daha fazlası yolda!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
403 Forbidden

403

Forbidden

Access to this resource on the server is denied!