İçeriğe geç

Filozoflara göre adalet nedir ?

Filozoflara Göre Adalet Nedir?

Adalet… Kafamızda, genellikle basit bir “hak” ve “hukuk” anlayışıyla şekillenen bir kavramdır. Ama biraz daha derine inersek, adaletin ne olduğunu tartışan filozofların bakış açıları, günümüzde yaşadığımız sosyal ve ekonomik dünyayı anlamamıza yardımcı olabilir. Bu yazıda, adaletin ne olduğu hakkında filozofların görüşlerine yer verirken, kendi gözlemlerimden ve yaşadıklarımdan da örnekler sunarak bir yolculuğa çıkacağız.

Adaletin Felsefi Temelleri

Söz konusu adalet olduğunda, ilk akla gelen filozoflardan biri tabii ki Platon’dur. Platon, “Adalet, herkesin kendi işini yapmasıdır,” der. Buradaki “herkesin kendi işini yapması” anlayışı, toplumun her bireyinin, doğal yeteneklerine uygun olarak bir rol üstlenmesini ifade eder. Platon’a göre, adalet, her bireyin bu rolü en iyi şekilde yerine getirmesidir. Bu teori, tam anlamıyla bir “toplum sözleşmesi” gibi düşünülebilir; herkesin katkısı belirli bir düzen içinde olmalı ve bu düzen herkes için en iyisini sağlamalıdır.

Benim için bu, bazı açıdan günlük hayatımda gördüğüm bir şey. Örneğin, iş yerindeki insanlar… Herkesin görev tanımı belli. İnsanlar ne kadar kendi işlerine odaklanırsa, o kadar verimli ve “adil” bir iş ortamı ortaya çıkar. Ama ne yazık ki, her zaman böyle olmuyor. Bazen başkalarının görev alanlarına müdahale ediyoruz ya da kendimizi yanlışlıkla başkalarının görevine atıyoruz. Bu durum, toplumsal düzeyde de benzer şekilde işliyor. İnsanların işini yapması, toplumun adaletini sağlar.

Aristoteles ve Adaletin Dengeyi

Aristoteles ise adaleti biraz daha farklı bir şekilde tanımlar. Ona göre, adalet, bireylerin birbirine karşı eşit muamele görmesiyle ilgilidir. Ancak, bu eşitlik “tam” bir eşitlik değildir. Yani, herkesin aynı şekilde değil, aynı şekilde hak ettiği şekilde muamele görmesi gerektiğini savunur. Aristoteles, adaletin, bireylerin kendi haklarını savunurken başkalarının haklarını ihlal etmemeleri gerektiğine işaret eder. O, daha çok dengeyi savunur: Ne aşırı bir eşitlik, ne de haksız bir eşitsizlik.

Aristoteles’in bu görüşü, ekonomiye baktığımızda özellikle gelir eşitsizliğiyle oldukça örtüşüyor. İstatistiklere göre, Türkiye’de gelir eşitsizliği artmış durumda. Son 10 yılda, Gini katsayısı (gelir eşitsizliğini ölçen bir değer) yükseldi. 2013’te 0.39 olan bu değer, 2021’de 0.41’e çıktı. Bu da demek oluyor ki, toplumun zengin kesimi daha da zenginleşirken, orta sınıf ve dar gelirli kesimler aynı hızda büyüyemiyor. Oysa Aristoteles’in bakış açısına göre, bu tür gelir uçurumları adaletsizlik yaratır. Birçok insan “hak ettiği” şekilde yaşayamıyor, çünkü sistem adil bir dengeyi kurmaktan uzak.

Kant ve Adaletin Evrensel Ahlakla Bağlantısı

Immanuel Kant’ın adalet anlayışı, biraz daha soyut ve evrensel bir düzeye taşır. Kant’a göre, adalet, evrensel ahlaki yasaların bir yansımasıdır. O, “her birey kendi amacına ulaşmak için bir araç değil, kendisi bir amaçtır” der. Kant’ın bu görüşü, insan haklarının temeline de dayanır. Yani, adaletin en temel ilkesi, insan onuruna ve haklarına saygıdır.

Bu bakış açısını günlük yaşantımda düşündüğümde, iş yerindeki haksız rekabet ve buna bağlı olarak yaşanan stres gözlerimin önüne geliyor. Birçok kişi, sırf “sonuç” almak için her yolu mubah sayabiliyor. Ama Kant’a göre, bu tür yaklaşımlar adaletin tam tersi bir şeydir. Bir çalışanın hakkını gasp etmek, onun sadece bir “araç” gibi görülmesi anlamına gelir. Oysa Kant’ın öğrettikleri, her bireyin eşit haklarla var olması gerektiğini savunur.

John Rawls ve Adaletin “Fark Gözetmeyen” İdeal Düzeni

John Rawls, modern zamanlarda adalet üzerine önemli bir bakış açısı geliştiren bir filozof. Rawls, adaletin, toplumda en dezavantajlı olanların çıkarlarını gözeten bir sistemde inşa edilmesi gerektiğini savunur. Rawls’a göre, bir toplumun adaletli olup olmadığını belirlemenin yolu, toplumu “en kötü durumda” olan insanın gözünden değerlendirmektir. Eğer bir toplumda, en zayıf durumda olan kişi bile asgari ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsa, o toplum adaletli kabul edilir.

Bu yaklaşım, özellikle ekonomik eşitsizliklerin, eğitim ve sağlık hizmetlerinin adaletli dağılımının önemini vurgular. Türkiye’deki eğitim sisteminde yaşanan fırsat eşitsizlikleri, Rawls’un bakış açısına göre büyük bir adaletsizliktir. Eğitimin sadece zengin ailelerin çocuklarına değil, her çocuğa eşit fırsatlar sunması gerektiğini savunur Rawls.

Sonuç: Adalet Bir Toplumsal İdeal Olmaya Devam Ediyor

Adalet, filozoflar tarafından farklı açılardan tanımlanmış ve tartışılmış bir kavramdır. Platon’dan Kant’a, Aristoteles’ten Rawls’a kadar her filozof, toplumsal adaletin farklı yönlerini vurgulamış, ancak adaletin temelinde insan onuruna saygı ve eşitlik gibi unsurların yer aldığı konusunda birleşmişlerdir.

Benim için adalet, sadece hukukla ya da yasal normlarla ölçülemez. İnsanlar arasında gerçekten eşit bir muamele, birbirimizin haklarına saygı gösterdiğimizde sağlanabilir. İş hayatımda da, sosyal ilişkilerimde de adaletin sağlanması, sistemin nasıl işlediğinden çok, insanların birbirlerine nasıl davrandıklarıyla ilgili bir mesele haline geliyor.

Sonuç olarak, adaletin ne olduğunu anlamak için sadece teorilere değil, yaşadığımız dünyadaki pratiklere de göz atmak gerekiyor. Çünkü adalet, yaşamın her alanında, her an karşımıza çıkıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
ilbet yeni girişbetexper.xyz